TDF KIŞ TEMEL EĞİTİMİ

TDF Dağcılık kış temel eğitimi

19-25 OCAK 2013

TDF KIŞ TEMEL EĞİTİMİ

ERZURUM KONAKLAR

TDF’nin 8 kamplık eğitim serisinin 5 incisi olan kış temel eğitimini 19-25 Ocak 2013 tarihleri arasında Erzurum Konaklar’da tamamladık. 7 den 70 ine kadar diye başladığım her eğitim sonu raporuma bu sefer sadece 70 ine kadar 157 sporcuyduk diyeceğim. Bu güne kadar tüm kamplara annesi ile birlikte katılan ufak sporcumuz maalesef hastalığı nedeni ile gelemedi. Hastalık ise basit bir şey değil. Küçük kızda şeker hastalığı çıkmış, annesi de anjiyo olmuş. Anne kıza şifalar…

157 kişi ile başladığımız kampı 156 kişi bitirdik. Daha önce kalp ameliyatı geçirmiş olan bir arkadaşımız yaşam ve çalışma şartlarının ağırlığı nedeni ile kampı yarıda bırakmak zorunda kaldı. Kamp sırasında bir bayan sporcu elini çatlattı, bir diğeri de bacağını kırdı. El kazası çadır içinde diğer arkadaşın üzerine düşmesi ile bacak kırılma kazası da çığ testi sırasında sporcunun bir kar çukuruna düşmesi ile gerçekleşti. Bacağın kırılma nedeninin teşhisi ise oldukça ilginç. Doktorun verdiği bilgiye göre kırılma bacağın zorlanmasından değil stresten. Düşme sırasında kasılan kas, bacak kemiğinin kırılmasına sebep olmuş. Aramızda body-building çalışması yapan sporcular var. Onlarda zaman zaman benzer olaylar yaşadıklarını söylediler. Vücut geliştirme sırasında bazen adaleler kemiklerden daha hızlı gelişiyor ve çalışma sırasında kemiklerin kırılmasına sebep olabiliyormuş. İlginç..

Yolun uzun olması nedeni ile uçakla gittiğim Erzurum’a 18 Ocak akşamı saat 22.00 da vardım. Hava alanından şehir merkezine gelen servis aracı beni gece yarısına doğru havuz başı mevkiinde ki bir lokanta önünde bıraktı. Gün içinde yemek yiyemediğimden oldukça açtım. Vaktin geçliğine bakmadan daldığım lokantada çorba bulamadım ama yediğim döner bana unuttuğum bir lezzeti hatırlattı. Çok uzun zamandır bu kadar lezzetli döner yememiştim. Sanırım lezzet etten geliyordu. Doyan karnımdan sonra lokantadan çıktım. Erzurum gecesinin soğuk fakat kuru havasını çiğerlerime çekerken baktım ki bir taksi beni bekliyor. Taksici ördek görmüş avcı gibi kapı önüne dikilmiş. Ne yapacaktım ki gecenin o vakti, ördekliği kabul ederek taksiye bindim. Süheyla benim için gençlik hizmetleri ve spor bakanlığının atlama kuleleri yakınındaki otelinde yer ayırtmıştı ama ben doğrudan Kazım Karabekir stadının kapalı salonuna gittim. TDF il temsilcisi erken gelenler için salonu açık tutturmuş, arayan sporcuları da oraya yönlendiriyordu.

İzmir’den giden arkadaşlar 2 gün önce tren ile yola çıkmış ve o gün öğleden sonra Erzurum’a vararak salona yerleşmişler. Ben oraya vardığımda onlarla birlikte salonda 20 kadar sporcu vardı. Salon sıcaktı. İsteyenler için sıcak duş bile vardı. Ama biz duş değil hasret gidermeyi tercih ettik. Salona serilen matlar üzerine açılan uyku tulumlarının içinde uyuyarak sabahı getirdik. Sabah olunca eşyalarımızı orada bırakarak belediye otobüsü ile şehir merkezine indik. Sabah Erzurum’a gelenler salona gelmemiş, merkezdeki bir kafeteryaya gitmişler. Kafeterya yol seviyesinin altında. Giriş kısmında geniş bir boşluk var. Çantalar oraya yığılmış. Kafeterya esasında bir kitapçı-kafeterya. Yarısı üniversite kitapları satan bir kitapçı diğer yarısı ise öğrencilerin hem ders çalışıp hem de bir şeyler yiyip içerek sohbet edebildikleri bir yer. İnternet de var.

Biz oraya girmek yerine il temsilcisinin bizi yönlendirdiği “Hemşin” kafeye gitmeyi tercih ettik. Ancak ondan önce 2 dükkân aşağıda olan “Alpin” doğa sporları mağazasına uğradık. Uçakla geldiğimden yanımda getiremediğim ve siparişini verdiğim ocak kartuçlarımı teslim aldım. Garanti olsun diye parasını bile internetten hesaplarına geçirmiştim. Ancak benim kadar tedbirli olmayan çok kişi mağazada biten kartuçlar için yana yakıla dolanıp durdular. Mağaza sahibinin ifadesine göre kartuçların ithalinde sorun varmış. Türkiye’de en fazla bütan-propan kartuç onda varmış ve onlarda bitmiş. Toplam 12 adet. Bütan-propan yüksek irtifada da verimli çalıştığından ve kullanım kolaylığı nedeni ile benzinli ocaklara tercih ediliyor ama bu sefer de kartuş bulma sorunu çıkıyor.

Hemşin kafe 1935’de açılan otantik tarzda dekore edilmiş sıcak bir yer. Hoşumuza gitti. Kahvaltısı sıradan ama sıcak lavaşı, Yusufeli’nden gelen nefis dut pekmezi, Erzincan tulumu, Vakfıkebir tereyağı ile çayı yetti de arttı bile.

Kahvaltı sonrası ağırlık limiti nedeni ile uçakla getiremediğim haftalık yiyeceklerimi almak için büyük bir markete girdim. Aradığımı pek bulamadım. Zeytin, peynir pek ağza sürülür gibi değil. Az bir parçaya razı oldum. Ekmek olarak Erzurum lavaşı ve eti iyi diye adını duymadığım bir markadan bir parça da yerli sucuk aldım.

Alış veriş sonrası havuz başına indim. Orada toplanıyoruz. Saat 12’de yapılması gereken tören çelengin gecikmesi nedeni 13’e sarktı. Törenin yapılması, üniversitelilerin kafesinden çantaların getirilmesi, kapalı salona gidilerek diğer çantaların alınması, yakınında kamp kuracağımız Konaklı kayak merkezine gidişimiz derken bizim çadırlarımızın kurulması da oldukça geçe kaldı.

Merkezde bahar havası varken dağda hava soğuk ve rüzgârlı. Rüzgâr altında donmuş zemine çadır kurmak oldukça zor. Beğendiğim yerde çadırı serdim ve uçması diyerek rüzgar tarafına ilk kazığını çaktım ve çantalarımı içine koyarak pollerini geçirdim. Sonra çadırı diktim ama sanırım zemin taşlı olduğundan diğer kazıklar bir türlü çakılmadı. Kılavuz olarak kullandığım kalın 20 santimlik nalbur çivisi bile eğri büğrü oldu. Bunun üzerine çadırın içini boşaltarak fakat üşendiğimden polleri tekrar sökmeden bir başka yere taşımaya çalıştım. Kuvvetli rüzgârda yelken gibi açılmış çadırı zapt etmek oldukça zor. Üstelik yeni yer de olmayınca çadırımı tek kazık üzerinde içine eşyalarımı koymuş olarak bıraktım ve uygun başka bir yer aramaya başladım.

Kamp alanımızda yer yer toprak gözüküyor. Ortasında oldukça büyük bir buzluk alan var. Bazı yerler ise çukurluk ve kalın kar tabakası ile örtülü. Sağlam kazık çakılabileceği için önce toprak gözüken yeri çadır yeri için uygun görürken kazık çakmada yaşadığım zorluklar ve rüzgârın sertliğinden korkarak çadırı kar içine gömmeyi daha uygun gördüm. Karda kullanmak için gelmeden önce 3×3 alüminyum köşebentten 30’ar santimlik kazıklar yaptırmıştım. Onlara güveniyordum. Ancak karı kazmak için küreğim yoktu. Bu neden ile elle ve zaman zaman başkalarından kısa süreli aldığım kürekler ile çadırın yerini hazırladım. Gerçi gerektiği kadar büyük hazırlayamadım ama kararmakta olan hava ve artmakta olan rüzgârdan korkarak çadırımı biran önce taşımakta acele ettim. Kazıklar sağlam olsun diye de üzerlerine kar koyarak ayağımla sıkıştırdım. Çadır yeri yeterince büyük olmayınca da çadırım özellikle bagaj bölümleri gerektiği gibi gergin olmadı. Yorgunluk, ellerimin oldukça üşümesi ve kararan hava nedeni ile yeri biraz daha büyütmek yerine onu o şekilde bırakarak etekleri kara gömmeye geçtim. Gerdirme iplerini de birer kazık üzerinde gerdirerek eşyalarımın tamamını çadıra koydum.

Çadırın tüm iç tabanını mat ile kaplayabilmek veya çok soğuk olurda gerekirse uyku tulumunun altını koymak için çift askeri mat getirmiştim. İlerleyen günlerde çok doğru bir şey yaptığımı gördüm. İkisini de uyku tulumunun altına koyma gereksinim olmadı ama tüm tabanın mat ile kaplı olması çadırın daha sıcak olmasını ve malzemelerin korunmasını sağladı. Doğuda olduğumuzdan hava da Bodrum’dan daha önce kararıyordu. Çadırımın iç düzenini sağladıktan  sonra bir şeyler atıştırdım ve biraz dinlendim. Saat 18.30’da da toplantı için kayak merkezinin salonuna geçtim.

Toplantıda her sefer olduğu gibi kamp kuralları açıklandı, gruplar belirlendi, malzeme dağıtımları yapıldı. Eğitmenler bu sefer daha genç. Diğerleri her halde kış olduğundan pek gelmek istemediler.

O gece hepimiz için bir kâbus oldu. Geçe kalması nedeni ile çoğumuzun çadırı pek sağlıklı kurulamamıştı. Gece bir kaç çadır patladı. Çadır sahipleri kuvvetli rüzgâr ve savurduğu kar altında çadırlarını tekrar kurmak veya başka çadıra misafir olmak zorunda kaldılar. Benim çadırın bagajları iyi gerilemediğinden sabaha kadar hışırdayıp durdu. Havalandırmalar hariç çadırın her tarafı iyice kapalı ve kar etekleri iyice gömülmüş olmasına rağmen gece çadırımın içine ince ince kar yağışı oldu. Önce rüzgâr tarafındaki havalandırmayı kapattım. Fayda etmedi. Diğer tarafı da kapattım. Yine değişmedi. O zaman anladım yağan kar soğuk havada nefesimden çıkan su buharının yoğunlaşmasından kaynaklanıyormuş. Havalandırmaların fayda etmemesi de önündeki filenin kar ile kaplanmasındanmış. Gece -28 dereceye kadar düşen hava sıcaklığında nefesimizden kar yağıyormuş. Sabah çok kişinin de aynı kar yağışına maruz kaldığını öğrendim. Hatta birisi toprağa çadır kurmuş ve kar eteklerini gömmek için kar bulamazken sabah çadırının içini kar dolu bulmuş. Çadır gerdirme iplerinin faydasını burada çok gördüm. Uygun şekilde kurulan ve gerdirme ipleri gerilen çadır kuvvetli rüzgâra ve kar yağışına dayanabiliyor. Ertesi gün sohbetlerimiz arasından gecenin kötülüğü nedeni ile birçok kişinin ciddi ciddi kampı bırakmayı dahi düşündüğünü öğrendim.

Neyse ki diğer kamplarda olduğu gibi bu kampta sabah sporu yapılmadı. 06.00’da kalkıp, 08.00’da derse başladık. Sabah ilk dersimizde kış şartlarında çadır kurulması konusu anlatıldı ve öğleye kadar serbest bırakıldık. Bu sayede çadırlarımızı düzeltme ve çevresine kar duvarı örme imkânı bulduk. Küreği olanlar duvar işini daha kolay yaptıklarından biraz abartarak neredeyse kaleye benzer yapılar ürettiler. Ben küreğim olmadığından kazma yardımı ile ayırabildiğim kar kümelerinden tarla kenarına yapılan taş duvarlar gibi çadırımın etrafına bir duvar ördüm. Bu arada buzun ötesinde, berisinde ve yukarısında üç çadır mahallesi oluştu. Hata bazı çadırlar ilk gün telaşından buzun üzerine kurulmuş. Ama yerlerini değiştirmediler ve kamp sonuna kadar öyle kaldılar.

Öğleden sonra salonda nazari eğitim gördük. Ertesi gün araziye çıkarak kazma kullanımı ve karda yürüyüş teknikleri üzerine beceri geliştirme çalıştırmaları yaptık. Akşamlar da 16.00’da biten uygulama çalışmasından sonra 19.00-21.00 arasında tekrar salonda nazari ders yaptık.

Bir sonraki gün çığ testlerinin yapılması ve çığ parkurlarından geçişleri çalıştık. 

Bu arada su alımı ve tuvalet ihtiyacı için dahi kayak merkez binalarına geçişimiz yasaklandı. Gece yapılan nazari dersler bile kaldırıldı. Tuvalet ihtiyacı için kar duvarlarından tuvaletler inşa ettik. Neyse ki gece başlayan kar yağışı ile suyumuzu temiz kardan ürettik.

Sonraki günde de çevre tepelere zirve çıkışları yaptık ve bol bol yürüdük. 

Perşembe sabahı televizyon çekimleri vardı. Onlara figüranlık yaptık. Ertesi gün sıkıntı yaşamamak için de fırsat bulunca çadır kazıklarını gevşettim. Kazıklar buzlaşan zemine iyice yapışmış, kazma ile zor gevşettim. Öğleden sonra da yazılı sınava girdik. Sınav sonrası ilk defa tesisin kafeteryasına gitme izni çıktı da unutmaya başladığımız medeniyeti tekrar hatırlama imkânı bulduk.

Cuma sabahı bizi fıtık eden bir gecikme yaşandı. Bazı arkadaşlarımızın öğlen kalkan araçlarına yetişebilmeleri için sabah 05.30’da kalkıldı. İçerinin toparlanmasından sonra kuvvetli rüzgâr ve tipi altında çadırlarımızı söktük. Çok düzgün kuramadığımdan çadırımın bazı polleri eğilmiş. Neyse ki çadır patlamamış. Toplanarak salona geçtim. 08.30’da sınav sonuçları okundu ama sabah saat 09.00’da gelmesi gereken otobüsler bir türlü gelmedi. Sonra parça parça vasıta çağrılarak kamp alanından ayrıldık.

Benim uçağım gece yarısına doğru, bu neden ile vaktim çok. Bir diğer arkadaşımın da uçağı 20.30’da bu neden ile Erzurum’da rahat rahat dolaşabilme ve yemek yeme imkânımız var. Önce benim gelişte yediğim yerde döner yedik. Kamp sırasında yaşanan özlem ve oluşan ihtiyaç genç arkadaşımda oldukça yüksekmiş ki, ben bir porsiyonu bitiremeden o çift porsiyon bitirdi ve bir porsiyon daha istedi. Yemek sonrası çantalarımızı oraya bırakarak çarşıya gittik. Dağcılık malzemeleri satılan spor mağazaları, Erzurum’un meşhur oltu taşından yapılan takılarının satıldığı kapalı çarşısı, çifte minerali camisini dolaşıldıktan sonra dönerciye geri döndük ve çantalarımızı aldık. Bu arada arkadaşım bir porsiyon daha dürüm arası döner yemeği ihmal etmedi. Oradan gazetelerimiz alarak güzel bir pastaneye gittik ve tatlılarımızı, pastanenin üst katında, geniş büyük koltuklarına gömüşmüş olarak güzel bir müziğin eşliğinde yedik, gazetemizi okuduk. Vakit gelirken de oradan ayrılarak hava alanına gittik.

Benim dönüşüm biraz zor oldu. Sömestri başlaması nedeni ile istediğim gibi bilet bulamamıştım. Önce Erzurum’dan İstanbul’a uçtum. Sonra sabaha kadar hava alanında bekleyerek sabah İzmir’e uçtum. İzmir’den otogara geçerek otobüsle Bodrum’a oradan da minibüsle Turgutreis’e geldim. Her halde bu yorgunluğu çıkartmam biraz uzun sürecek.

Coşkun Yalçınalp